Son dönemlerde  büyük ölçekli  grupların bankalarla borç yeniden yapılandırma görüşmelerine başlamaları,  konkordato taleplerinde artış görülmesi, bankacılık sektörünün yakın gelecekte en çok yoğunlaşacağı konuların başında geleceğini  gösteriyor.

Basına yansıyan yeniden yapılandırma  konusu olan kredi  tutarı nerdeyse bankacılık sisteminin özkaynaklarının %25’lik bir bölümüne  isabet etmektedir.

2017 Haziran  sonu rakamlarını dikkate alarak bir kur değerlendirmesi  yaptığımızda,  28/06/2018 itibariyle ABD Dolarına karşı %32 oranında bir devalüasyon olduğu  görülmektedir. ABD Doları  döviz kredisi kullanan bir firmanın buna ilave olarak yaklaşık %9’a varan faiz ve faiz kur artışı  maliyeti de üstlendiğini dikkate alırsak %40 üzerinde yıllık bir finansman maliyeti  söz konusu olmaktadır. Aynı dönemde TL  kredilerinin de bu oranda  olmasa bile %30’lar düzeyinde maliyet oluşturması  söz konusudur.

Bu yüksek finansman  maliyetlerinin yanında  reel sektörde  ortaya  çıkması muhtemel bir kredibilite kaybı,  kredi borç yapılandırma taleplerini ya da konkordato taleplerini  çok yoğunlaştırabilir.

649 sayılı KHK ile  durdurulan iflas erteleme işlemleri  28/02/2018 tarih ve 7101 sayılı Kanunla İcra İflas Kanunu’ndan çıkarılmış ve aynı Kanunla daha yumuşatılmış haliyle konkordato mevzuatı  yenilenmiştir.

İflas  ertelemeden farklı olarak belli sayı ve oranda  alacaklının rızası  ile  kabul edilen konkordato işleminin son dönemlerde revaçta olması, adres değişiklikleri yapmak suretiyle  konkordato taleplerinin kabul edilip   takip tehdidinden  korunması,  likidite baskısı ve yasal takip tehdidi hisseden kurumsal kredi borçluları için cazip olabilir.

Alacaklıların kimlerden oluştuğunu, alacakların  yaşları ya da rehinli  alacakların rehin dışında kalan  kısmının  masada  söz sahibi olması en önemli  sigorta olan alacaklı  tutar ve sayı koşulunu  istismar edilebilir hale getirebilir.

Bu durumda da genellikle rehin alacaklıları olan bankacılık sisteminin konkordato  sürecinde alacaklarının  donuk hale gelmesine ve ilgili mevzuat  uyarınca karşılık ayrılması durumuna neden olur.

İflas erteleme uygulamasının  pratikte  olumlu  sonuç vermemesi ve  ağırlıkla  iflasla sonuçlanması, benzer şekilde kullanılacağı anlaşılan  konkordato  uygulamasının da  yaraya merhem olmayacağını göstermektedir.

Reel sektörle, bankacılık sektörünü karşı karşıya getirme  riski olan bu  durumun  yumuşak bir  geçişle halledilmesi  yoluna gidilmelidir.

Aşağıda  sıralanan  öneriler bu anlamda  işe yarayabilir:

  • Döviz kredisi kullanan firmaların kur zararları hemen realize edilmeksizin TL. kredi  faizleri ile  eşit  ve/veya yaklaşık  hale getirileceği bir zamana yayılabilir.

 

Teşvik kullanan firma ve grupların, teşvik belge ve dahilde işleme izin belgesi kullanma vadeleri,  yapılandırılma projeleri   ile uyumlaştırılmalıdır.

 

  • Bankaların mevduat kaynaklarının ortalama 30-40 günlük bir vadeye yayılmış olması kredilerin belli bir  vadeye yayılmasına engel teşkil etmez. Belli bir disponibilitenin olması bankaların faaliyetlerinin  sorunsuz olarak devamı için yeterlidir. Yapılandırma sürecindeki karlılığı  olumsuz etkileyecek  maliyet unsurları için ara dönemlerde sözleşmelerin iyileştirilmesi hüküm altına alınabilir.

 

  • Moralite sorunu olan kredi  borçlularına net bir  şekilde  tavır alınmalı, iyi niyetli firma ve gruplarla,  bankacılık  sektörü  çok yakın  iletişim içinde olmalıdır.

 

  • Genel faiz hadlerinin kamunun finansman talebine bağlı olarak  yükselmesi halinde beraberinde  bankaları da faiz yarışına katar ki bu da  sistemde likidite sıkıntısı ve sonunda ciddi anlamda özkaynak tahribatına yol açabilir. Bu nedenle kamunun finansman  talebi en aza indirilmelidir.

 

  • Bankalar Kanunu’ndaki iştirak sınırları  ve  sınırın üstündeki  iştirak  tutarlarının özkaynaklardan  düşülmesi  hükümleri  stratejik  kurum ve sektörlerdeki belli  risk  gruplarına  yönelik olarak belli bir süre askıya alınarak, kredilerin iştirak suretiyle kontrolünün ele alınması  imkanı yaratılmalıdır.

 

  • Yeniden yapılandırma konusu  yapılan firma ve grupları  yasal takibe  uğramış statüsüne sokulmaması ve  kredibilitesinin  ortadan kaldırılmaması gerekir.

 

  • Firmaların ilgili oldukları sektördeki teknolojik  rekabet için gerekli  yenileme yatırımları  makul seviyede yapılabilmesinin yolu  gerekirse ek  finansmanlarla desteklenmelidir.

 

 

  • Firma ve grupların pazar kayıplarına ve rekabet zafiyetine neden olacak uygulamalara maruz kalmaması için kreditörlerin gerekli inisiyatifi  almaları gerekir.

Bütün bu destekleyici unsurların devreye sokulmasının  olmazsa olmaz şartı;

  1. Her bir borçlu için detaylı yıllara yaygın  iş planı yapılması,
  2. Bu plana uygun nakit  yaratma kapasiteleri çalışması yapılması,
  3. Bu iş planı ve nakit yaratma gücünün firmayı taşıyabileceği kanaatinin oluşması yanında düzenli olarak takibi ve sağlıklı bir firma  banka yol arkadaşlığının kurulmasıdır.

 

Mustafa Kaldırımoğlu

ACR Danışmanlık Ltd. Şti.

İst. 02/07/2018